Bisiklet yasaklansın mı?
AYDAN ÇELİK
Şimdi herkes dopinge karşı ne yapılacağını, bisiklet sporunun nasıl toparlanacağını konuşuyor. Yasakçılar bile var. Naçizane önerimiz: Doping yapan bisikletçi, Red Kit'te hile yapan kumarbaz gibi katran ve tüye bulansın, etap etap gezdirilsin
"Fransa Bisiklet Turu bitti!" Yaklaşık iki hafta önce dünyada birçok gazete bu başlığı attı. Oysa tur henüz bitmemişti. Alpler daha yeni geçilmiş, bisikletçiler Pireneler'e doğru yola koyulmuştu. Bitişle kastedilen elbette turun itibarıydı. Öyle bir noktaya gelindi ki, efsane bisikletçi Eddy Mercx bile, 'Artık bu spor bir ölüdür' diye beyanat verince, herkes dükkânı kapatıp gitme vaktinin geldiğini düşündü (Ölen dizi kahramanları için mevlit okutan yurdum insanı, acaba bisikleti seven bir millet olsaydı ne tür mizansenler yapardı, diye düşünmeden edemiyorum. Bu konuda çok yaratıcı örnekler sergileyeceğine eminim. Mesela içi boş bir tabutun üstüne sarı mayoyu örtebilir, gazetelere ölüm ilanı verir, sela okutabilir, bir bisikleti defneder, mezar taşının üstüne de "Hastayım dedim inanmadınız, aha ne oldu?" yazabilirdi)...
Geçen yıl yaşanan sayısız skandal, turun itibarını yerle yeksan etmişti. Yarışın başladığı gün bu konuyla ilgili bir yazımız yayımlanmıştı ('Tüm bisikletçiler olağan şüpheli'/Radikal Cumartesi, 7 Temmuz 2007)
Geçen yılın birincisi F. Landis'in doping suçlamasıyla karşı karşıya kaldığını, devam eden mahkemesi yüzünden geçen yılın birincisinin kim olduğunun halen bilinmediğini, bunun tur tarihinde bir ilk olduğunu belirtmiştik.
Ama ilkler bununla sınırlı değilmiş. 2007 ilkler yılı oldu. Organizasyon bu yıl dopinge karşı o kadar sert önlemler aldı ki, herkes doping hadiselerinin bir daha yaşanmayacağını düşünüyordu. Çünkü bisikletçilerin imza attığı sözleşmeler birer idam metni ya da intihar mektubu gibiydi.
Buna rağmen hiçbir şey değişmedi. Bu soap operanın esas oğlanı yine doping, yine doping.
Bu duruma en çok şaşıranların başında yarış direktörü C. Prudhomme geliyordu. Prudhomme, şaşkınlığını "Bisikletçiler Rus ruleti oynuyor" diye dile getirdi. Rus ruleti deyince, üstelik bunu diyen de bir Fransız olunca, akla o ünlü Belçikalı fıkrası geliyor. Hani altı tane Belçikalı Rus ruleti oynamış. Altısı da ölmüş ya, o hesap.
Şimdi, şu yalan rüzgârında neler oldu, kısa bir özet geçelim.
Bu yılın bir numaralı favorisi Kazak bisikletçi Alexandre Vinokourov'du. Takımı Astana, tur için en büyük bütçeyi ayırmış, en güçlü takımı kurmuştu. Bütün bir ülke seferberlik ruhu içinde iki tekere kilitlenmiş, 2006'nın rövanşını almak için fırsat kolluyordu. Geçen yıl Astana Fransa Turu'na kabul edilmemiş, bu durum Kazakistan'da büyük bir infial uyandırmıştı. Söylentiye göre Devlet Başkanı Nazarbayev, Chirac'ı arayıp 'rica'da bulunmuş, ama bir sonuç alamamıştı.
Böylece hem Astana'nın asabiyesi hem de Vino'nun üstün kondisyonu onu bir numaralı favori yapmıştı. Ne var ki evdeki hesap tura uymadı. Vino ve takım arkadaşı Kloden cok ciddi bir kaza geçirdiler. Vino yarışa iki dizindeki 30 dikişle devam etmek zorunda kaldı.
Artık herkes Vino için turun sonu geldi derken, Albi'de yapılan zamana karşı etapta olağanüstü bir dereceyle günün birincisi oldu. Ama bir sonraki etapta nal topladı. Ertesi gün yine patladı ve bir etap daha kazandı. Velakin ertesi günün akşamı film koptu, Vino'nun kan dopingi yaptığı otaya çıktı. Üstelik başka birinin kanını almıştı. Tabii o bütün laboratuvar sonuçlarını ve iddiaları reddetti. Yabancı kanın babasına ait olduğu söylendiğinde "Ne alakası var, babamın kanı olsaydı, votkadan başka bir şey çıkmazdı" dedi.
Bütün bu gelişmeler Astana'yı turdan etti ve yola Astana'sız devam edildi.
Bu tablo akla hemen Landis'i getirdi. O da geçen yıl, bir gün parlamış, ertesi gun çökmüş, bir sonraki gün gene parlamıştı.
Yaşananlar tam da Hegel'in dediği gibi tarihin tekerrüründen ibaretti. Ama Marx'ın bu söze yaptığı ekleme, mevzuya cuk oturuyordu: "Tarih tekerrürlerden ibarettir. Doğru. Ama ilki trajediyse ikincisi komedidir."
Zaten bir süredir Tour de France, 'Tour de Farce' diye anılıyor ('Farce' kaba güldürü ya da gülünç olarak tanımlanabilir. Marx'ın Türkçe'ye yapılan ilk çevirilerinde de 'komedi' yerine 'fars' kelimesi kullanılmıştır).
'Tour de Farce' elbette Astana ile sona eremezdi. Aynı günlerde Alman ve Fransız takımları etaba geç başlayarak doping yapanları protesto etti. Ama aynı günün akşamı Fransız Cofidis takımından C. Moreni'nin doping yaptığı anlaşıldı. Cofidis de eve dönmek zorunda kaldı.
Ardından tur tarihinde bir ilk daha gerçekleşti. Aslında genel klasman liderliğinde bir iddiası olmayan, Michael Rasmussen birkaç etaptan beri genel klasman lideri olarak sarı mayoyu giyiyordu. Ne var ki 'tavuk' lakaplı yokuşçu bütün başarısına karşın takımı Rabobank'ı memnun edemiyordu. Zira Ras onlarca doping testinden temiz çıkmasına rağmen, üzerine sinen şaibeleri temizleyemiyordu. Daha önce yapılan kontrollerde verdiği adreslerde bulunmadığı, yalan beyanda bulunduğu iddiasıyla Danimarka milli takımından da çıkartılmış, 2008 Pekin Olimpiyatları'nda yarışma hakkını kaybetmişti. Ayrıca Ras ile ilgili başka bir iddia arkadaşı W.Richard'dan geldi. Richard, Ras'ın kendisinden ayakkabı kisvesi altında inek hemoglobini getirtmek istediğini iddia ediyordu.
Olanlar oldu ve Rabobank Rasmussen'in ipini çekti. Tur tarihinde ilk defa bir takım, sarı mayo taşıyan bir sporcusunu kovuyordu. Çok üzülen Ras, "Başarımı çaldınız" diye tepki gösterdi. Muhtemelen yakında bir mahkeme süreci başlatacak.
Bütün bunlardan sonra ne oldu? Bu yılın muzafferi İspanyol A.Condator görünüyor. Ama sütten o kadar ağzımız yandı ki, bu gerçek bir zafer mi, yoksa Pirus zafer mi emin olamıyoruz.
Şimdi herkes dopinge karşı ne yapılması gerektiğini ve bisiklet sporunun nasıl toparlanacağını tartışıyor. Bir kesim turun çok zor olduğunu, kolaylaştırılması gerektiğini söylerken, başka bir kesim ise cezaların çok ağırlaştırılması gerektiğini savunuyor. Daha ileri gidenlerse bisiklet sporunun bizzat yasaklanmasını savunuyor.
Bu konuda bizim de naçizane bir önerimiz var. Eurosport Türkçe yayınlarından, spiker arkadaşım Mehmet Sevinç'le şöyle bir çözüm bulduk: Doping yapan bisikletçi, Red-Kit'te hile yapan kumarbaz gibi katran ve tüye bulansın ve etap etap gezdirilsin. Rayın üstüne oturtulmasına gerek yok. Bisiklet o işi görür.
Biz bu cümleleri kurarken tur, dünyanın çizgi roman başkenti kabul edilen Angouleme'den geçiyordu.
Bu yazı 4 Ağustos 2007 tarihli Radikal'de yer almaktadır.
|