Tek Kişilik Karnaval
AYDAN ÇELİK
 |
Her bir santimetrekaresi sürprizlerle dolu bu şehirde, soğuk ve yağışlı bir akşam üzeri rastladım Şaban Önder'e.
Biz, 'aman bir saçak altı bulsak ta sığınsak' diye paniklemiş bir haldeyken, O, yağmura çamura aldırış etmeyen bir derviş edasıyla , kurulmuş bisikletine, açmış radyosunu, çekmiş tentesini pedal çeviriyordu. Evet evet tentesini. Bisikleti bir cabrio otomobil gibi tenteliydi ve her tarafından bir şeyler fışkırıyordu. Şu Pakistan, Hindistan otobüsleri gibi. Ya da Rio Karnavalı'nda arabalar görürüz ya. Onlar gibi.
Birden bir şimşek çaktı. Baktım ki gökyüzünde değil beynim de çakıyor. (Kabul. Tam olarak öyle olmadı ama, ne yapayım? Yıllardır bu cins yüzlerce cümle okudum. Şimdi bir tane yazmışım çok mu?) Bu orjinal bisikleti ve sahibini www.mtbtr.com okurlarına tanıtmak boynumun borcuydu. Bisikleti durdurdum ve en yakın zamanda bir görüşme yapmaya ikna ettim. |
|
Bir hafta sonra Şaban Usta'yla buluştuk. "Benim hayatım romandır aslında" yla başlayan hikayesini, bisikletiyle olan ilişkisini, dereleri tepeleri konuştuk.
"1957 yılında Bolu'da doğdum. Evliyim 5 tane çocuğum var. Altunizade'de bir sitede çalışıyorum: teknisyen olarak. Uzun yıllar Dolmabahçe Küçükçiftlik Lunaparkı'nda çalıştım. Severim lunaparkları. İnsan bambaşka bir alemde, hayal dünyasında yaşar, oradayken.
Hayal deyince, hafife almayacaksın. Hayal olmadan sanat olmaz, sanat olmadan da hayal olmaz.
Uzun yıllar motosiklete bindim. Çok büyük tehlikeler atlattım. Bir keresinde Sarayburnu'ndan denize uçtum. Kum kepçesiyle çıkardılar beni. Bir tane Jawa'm vardı o zaman. Jawa Ceylan. O olaydan sonra tövbe etttim. Ama halen severim motoru.
Efendime söyliyeyim, sizin benle konuşmanıza sebep olan bu bisiklete gelince. Bu bisikleti bana çalıştığım siteden verdiler. Bize yol için Mavi Kart verirler. Ben kart istemedim. Bisikletle gider gelirim dedim. Malum hayat zor. O zamanlar Kavacık'ta oturuyordum. Bilirsiniz belki Jackie Chain film çekti orada. Neyse Kavacık uzak tabii. Ama ben uzak muzak dinlemiyorum, basıp gidiyorum. İstesem buradan Ankara'ya kadar giderim. Ama hevesle giderim, öyle hırsla değil. |

|
 |

|
Eve giderken otobanı kullanıyordum. Arabalar şaşırıyor tabii. Bir adam bisikletle otobandan gidiyor, üstünde aksesuarlar filan. Aksesuarlara da beş kuruş vermedim. Hepsini hediye ettiler. Biri geliyor, şaban bak bu senin bisikletine çok yakışıyor diyor. Ben de alıp takıyorum. Aslında bu aletin üzerinde birçok insanın hatırası var. Güzel de oluyor. Seviyorum aksesuarı. Gerçi bisiklet elli kiloyu aştı ama evi de daha yakına taşıdım.
Evet bu arkadaki sinyal lambası. Sağ sol sinyal lambası. Dörtlü flaşör de koyacağım yakında. Radyom benim yol arkadaşım. Genellikle hareketli müzik dinlerim. Yolda çok rehavete kapılmamak lazım. Doğru, radyonun üstündeki uğur böceği. Nazar boncuğu da var. Dediğiniz gibi zilim, zilden çok ambulans sirenine benziyor. Gerekiyor bu zamanda. Etrafta çok gürültü var, kimse duymaz yoksa. |
Bu korkulukları güvenlik için koydum. Adam direksiyonun başına geçince canavar kesiliyor. Bu alet nedir? Üstündeki bir insan mıdır? Aklına filan geldiği yok. Basıp geçiyor yanından.
Mahalle de bazısı tuhaf karşılıyor. "At bunu. Ne yapacan bu teneke parçasını?" diyorlar. Sanki kendi hayatlarında hiç teneke yokmuş gibi. Evinizin çatısını neyle örtüyorsunuz? O teneke değil mi?
Bisiklet evimde yatak odam da durur. Hatta hanım ara sıra şakayla karışık söylenir: "Bir imam bulalım da, seninle bu bisikleti nikahlayalım" diye.
Bir de bir şey uydurmuşlar: Bisiklet erkeklikten düşürür diye. Yalan. Ne alakası var."
Fotoğraflar: Bingül Özcan
Bu yazı www.mtbtr.com 'da Panorama bölümünde yer almaktadır
|
|