Bisiklet Sevdası

AYDAN ÇELİK / Çizer-Bisikletsever

Bu satırların yazarı iflah olmaz bir bisiklet müptelasıdır.

Hatta vakti zamanında 'manifesto' kisvesi altında ona methiyeler düzecek kadar ölçüyü şaşırmıştır.

'Bis' demeden bisiklet anlar; konu bisküvi olsa bile.

Ona göre bisiklet, insan aklının en uçuk icatlardan birisidir.

Tekerlek ne kadar büyük bir buluş ise, önlü-arkalı iki tekerleğin dengede kalacağı fikri de o kadar büyük bir buluştur.

O Manifesto der ki zaten: “Bisiklet hayaldir. Zira bisikletçinin ayakları hep havadadır”

Bisikletin ilk-el modellerinin Çin’de görüldüğü söylenegelmiştir. Yine Afrika’da kökü çok eskilere dayanan tahta bisikletlerin kullanıldığı bilinmektedir.

Ama modern dünyaya bisiklet fikrini armağan eden kişi, şanına yakışacağı gibi Leonardo da Vinci’dir.

Leonardo’nun kağıt üstündeki tahta bisiklet çizimi bugün kullanılan bisikletin temel mantığını aynen taşır. Kaynaklar, ilk pedallı bisikletin 1840’larda o çizimden ilham alınarak yapıldığını söylemektedir.

Malum yazarımız bilir ki, bu ülkede bisiklet, ötekinin, salyangozun tekidir.

Bu fikirle o kadar kuşatılmıştır ki, ne zaman bisikletle ilgili hoş bir işaret görse balıklama atlar, akınlardaki bin çocuk gibi şenlenir.

İşte yakın zamanlarda çıkan bir bisiklet kitabı, onun için yeni bir şenlik vesilesi olmuştur.

Cahit Kayra'nın bugünün Türkçesine 'çevirdiği', Velosipet İle Bir Cevelan'dır kitabın adı. İlk basımı 1900 yılında yapılan kitap, İbnülcemal Ahmet Tevfik'in, bir arkadaşıyla birlikte, İstanbul'dan Bursa'ya yaptığı bisiklet yolculuğunu anlatır.

Ahmet Tevfik'in söz konusu yolculuğu, Gökhan Akçura'nın Evvel Zaman Bisiklet kitabında da geçer. Gerek Akçura'dan, gerek bu kitaptan anlarız ki, bisiklet bu coğrafyaya hayli erken girmiştir.

Örneğin Akçura, Mösyö Tomas Stefans'ın 1885'de velosipet ile İstanbul'a geldiğini, daha sonra İzmit üzerinden Ankara'ya geçtiğini aktarır.

Velosipet'in, Osmanlı tebasının içinde de kendi müptelalarını yarattığını görürüz. Ahmet Tevfik de bunlardan biridir. O yalnızca bir gezgin değil, bir bisiklet misyoneridir.
Etrafındaki herkese tutkusunu aşılamak arzusuyla doludur. Uzun uzun bisiklete nasıl binileceğini anlatır, teknik konularda şaşırtıcı doğrulukta bilgiler verir. Aynı doğruluk Cahit Kayra'nın önsözünde de görülür. Kayra, bisikletin teknik detaylarına ve terminolojisine fazlasıyla hâkimdir. "Bu o kadar önemli mi" diyeceksiniz. O kadar önemli; zira son yılların en ünlü bisikletçisi Lance Armstrong kitaplarının çevirilerine bir bakın, ne demek istediğimizi anlarsınız.

Maya tutmadı
Ahmet Tevfik'in on dokuzuncu asrın sonunda yaptığı gezinin bir benzeri daha, aynı yıllarda yapılır. Henüz Türkçeye çevrilmeyen Across Asia on a Bicycle (Bisikletle Asya'yı Geçmek) kitabı, Amerikalı iki öğrencinin İstanbul'dan Pekin'e 'cevelan'ını anlatır. Yayın hayatına yeni atılan Mesele dergisinin ilk sayısında yayınlanan İlhan Durusel'in 'Tekerleküstü Şen Yolculuklar' yazısı bu kitapla ilgilidir.

Meraklısına şiddetle önereceğimiz bu yazı, üç yıl süren bu yolculuğun ayrıntılarını ve ruhunu anlat-maktadır.

(Burada böyle bir parantez açmak mümkün görünüyor. İcat edilmesinden kısa bir süre sonra bu topraklara giren, üstelik büyük bir heyecanla karşılanan bisiklet bugün olması gereken yerden çok uzaktadır. Türkiye toplumu bisiklete teveccüh göstermedi, gitti kendini motorize bir kültüre teslim etti. Yüz yıl önce göle çalınan maya tutmadı. Bunun çok sebebi var. Ama yeri, bu yazı değil.)

Gelelim Ahmet Tevfik'in gezdiği yerler için kurduğu cümlelere. Muharririmiz için gördüğü yerler,adeta cennetten birer bahçedir: "...Tatlı tatlı yükselen güneş(...) terütaze bitkileri nurlu ışıklarıyla okşuyor (...) türlü kuşlar ahenk, neşeli sesleriyle mutluluklarını arttırıyorlardı...." gibi onlarca cümle okumak mümkündür.

Cahit Kayra ise manzaranın hiç de böyle olmadığını, gerek II. Abdülhamid dönemine ilişkin birikimi, gerekse o bölgede kolera mücadelesi için bulunan doktor Şerafettin Mağmumi'nin anılarına dayanarak ifade eder.

Bir Jöntürk, dolayısıyla sıkı bir Abdülhamid muhalifi olan olan Mağmumi'nin çizdiği tablo, Ahmet Tevfik'in anlattıklarıyla taban tabana zıttır. Mağmumi’nin paletindeki renkler siyahın çeşitli tonları iken, Ahmet Tevfik pembe tonlardan ibaret bir palet kullanır.

Kayra'ya göre bunun sebebi Ahmet Tevfik’in biraz naif, iyi niyetli, şairane mizaçlı ve başına iş açmak istemeyen bir kişi olmasıdır. Kitaptaki birçok örnek de bu savı doğrular niteliktedir.

Ama hem okurlara hem de Kayra’ya bir şeyi hatırlatmak elzemdir. Yusuf Atılgan ünlü romanı Aylak Adam'da, çağımızın yeni bir insan tipi yarattığını, böyle bir insan tipinin daha önceki yüzyıllarda bilinmediğini, bunun 'sinemadan çıkan insan' olduğunu, gördüğü filmin ona birşeyler yaptığını söyler.

Çağımız başka bir insan tipi daha yaratmıştır. Bu da 'bisiklete binen insandır'. Bisikletin selesine oturan insan, vuslata ermiş bir âşık gibi kör olur ve her âşık gibi, dünyayı olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi görür. Ahmet Tevfik'in sorunu da budur.

*Bu yazı, Radikal gazetesinin Kitap ekinde 2 Şubat 2007 tarihinde yayımlanan yazının genişletilmiş halidir.

 

Anasayfa | Hakkımızda | Manifesto | Makaleler | Etkinliklerimiz | Basında Biz | Linkler
E-mail: barisapedal@yahoo.com

eXTReMe Tracker