Ferrari'yle Ciguli (2)
Senin Özgürlüğün Kaç Yapıyor?
AYDAN ÇELİK
Neredeyse bütün otomobil reklamlarının ortak vurgusu özgürlüktür.
Hatta şu anda, bu yazıyı yazarken bile, bir kaç tane reklam spotu uydurabiliriz. “Bizimkisini alın, valla kuşlar kadar özgür olursunuz” “ Yalan. Asıl bizimkiyle özgür olursunuz. Zira her kuşun eti yenmez.” “Siz o ikisini de boşverin. İki çekerli özgürlük mü olurmuş. Biz size bir tane 4*4 verelim” “ Hadi canım. Nereye parkedeceksiniz o kazuleti. Size minnacık bir model yaptık ki. Özgürlüğün kralı olcaksınız valla billa.”
Gördünüz mü bulmak hiç te zor değil. Yeterki sözcük torbanızda en az bi tane özgürlük sözcüğü olsun. Yaratıcılık(!) arkadan gelir.
Gözboyamanın dikalası! Otomobil özgürleştirmez. Bilakis tutsak eder.
Otomobile sahip olunmaz. O size sahip olur. Bir insanın Opel'i, Mazda'sı, BMW'si olmaz. Bir Opel'in Mazda'nın BMW'nin insanı olur. (Aç parantez. Otomobil meraklılarının özel bir de dili vardır. Siz Bemeve ye, Biemve demeyi öğrendiğinizde, onlar çoktan Biemdabilyu'ya terfi etmişlerdir bile. Kapa)
Ancak bu sahip, Oruç Aruoba'ya göre kıt zekalı bir sahiptir. Zira nerede duracağını bile bilmez. Kaldı ki üstada göre “Auto- Mobil” piç bir sözcüktür: Grekçe bir ön ek (auto) ile Latince bir fiil (mobil) bir araya gelmiştir.
Şehirci Akın Atauz “...Bütün kent otomobile göre planlanır. Otomobil kentsel yaşamı öyle şekillendirir ki, kimse bunun dışında kalamaz. Yayalar bile otomobil akıllı olmaya başlar.” Diyor. Bu tespite Gündüz Vassaf'ın bir tespitini ekleyelim: “Otomobillendikçe otomobilleşiyoruz. Sakin bir sokağın başına otomobiller için kullanılan bir “Dur” tabelası yerleştirirler. Kaldırımda yürüyen yayalar, sanki birer otomobillermişcesine tabelanın önüne gelince durur, sağlarına sollarına baktıktan sonra yollarına devam ederler.”
Otomobil eşitsizliği ve yabancılaşmayı her gaza basışta yeniden üretir. Örneğin Az önce ezilme tehlikesi geçiren yeniyetmenin: “Şöyle bir tanede bende olsa, ne biçim basarım” fikrinin arkasında yatan budur. İki domates karşıdan karşıya geçiyormuş. Biri ezilmiş. Diğeri yerdeki arkadaşına bakmış ve aşagılayıcı bir tonla: “Hıh” demiş, “Salça sen de”.
Kritik Kütle Hareketi
Kritik (Eleştirel) Kütle Hareketi (Critical Mass Organization) dünya'da otomobil karşıtı girişimlerin en ünlülerinden. 1994'de San Fransisco'da başlayan oluşum en önemli hedefini: kentleri otomobillerin tahakkümünden kurtarmak olarak açıklıyor.

Hareketin üyelerinden Chris Carlsson : “Critical Mass, petrol devleriyle onların emrindeki hükümet yöneticilerinin bizlere emrettiği değerleri reddeden bisiklet sürücülerinin mücadelesine dönüştü” diyor.
Hareketin şöyle bir eylem biçimi var. Bisikletliler yollarda birlikte hareket ediyor ve çoğalarak trafikte kritik bir kütle oluşturuyorlar. Şeritleri işgal ediyorlar. Otomobilleri bisiklet hızında gitmeye mecbur bırakıyorlar. Kendilerine yönelik “trafiği tıkıyorsunuz” ithamına karşı şık bir karşılık veriyorlar: “Hayır, trafiği tıkamıyoruz. Çünkü trafik biziz”

Hereket geçtiğimiz 10 yıl içine önce Kuzey Amerika'ya, daha sonra da Avrupa'ya yayıldı. Doğal olarak her coğrafyanın kendi politik ve kültürel ikliminden etkilendi ve etkiledi. Örneğin İtalya'da, logoda da görüldüğü üzere, iyice siyasallaştı.
Hatta şöyle bir kelime oyunu bile yapıldı. Revulotion (devrim) kelimesi, Velorution (bir çeşit bisikletle devrim) olarak telaffuz edilmaye başlandı.

Hareketin web sitesi olan www.critical-mass.org'a göre dünyanın bir çok ülkesinde Kritik Kütleciler çoğalıyor. Ama Türkiye'de henüz pek bilinmiyorlar. Erdal Atabek ve Aslı Kayabal'ın bu konularda yazdıklarından başka literürde de pek türkçe birşey yok.
Salyangozluk
Ben Türkiye'de bisikletli olmayı öteden beri müslüman mahallesinde salyangoz olmaya benzetirim. Hem gerçek hem de mecaz anlamda bir salyangozluktur bu. Ama güzeldir de. Yavaşmış. Ne gam. Zaten iki haftadır bizzat hızı sorgulamıyor muyuz?
Ayrıca salyangozları sevmek için yeni bir sebep daha var. Özgür Gökmen'in yazdığına göre Zapatistaların sembolü'de salyangozmuş. Meğer Meksika yerli kültüründe salyangoz, kalbe ve bilgiye giden yolu, kalbin ve aklın dünyayı sırtlamasını temsil edermiş.
Müslüman Mahallesi mevzusuna gelince. Biz salyangoz olmaktan sözediyoruz. Satılmaktan değil.
Not: Biliyorsunuz “büyük” gazetelerimiz mütemadiyen otomobil ekleri veriyor. Milliyet'in 8 Haziran 2004 günü verdiği ekte, yayın yönetmeni Levent Köprülü'nün, “Bisikletin pabucu damda” adını taşıyan bir yazısı var. Öğrendiğimize göre Çin artık bir bisiklet ülkesi olmaktan çıkıp bir otomotiv ülkesi oluyormuş. Köprülü bizim niye bu konuda bir politikamız yok diye, Çin'in bu atağını pek buruk karşılıyor.
Bisiketin pabucu damda öyle mi? Peki dünyanın damı n'olacak, küresel ısınma, Sera etkisi falan filan.
Acaba ozon deliğinin çapı ne kadar? Bridgestone veya Michelin, büyükcene bir teker üretse kapatabilir miyiz?
(Bu yazı 2004'te BirGün Gazetesi'nde yayınlanmıştır.)
|